Morfik Alanda Birbirimizi Etkilemekteyiz..

evrensel insan

evrensel insan

Morfik alan nedir?  Cinler, Periler ve Zeki varlıkların da Bir Morfik Alanları Var mıdır?

Bir bilgi nasıl oluyor da alakasız başka bir yerde benzer şekilde ortaya çıkıyor? Düşüncelerimizin toplandığı bir ortak alan mı var? Cinler, periler ve zeki varlıkların da oluşturduğu bir morfik alan var mı? Bilinç seviyelerimizin birbirine bağlı olması mümkün mü? İstemesek de bu ortak alanla ilişkide miyiz? Bireysel iradenin bu alana etkisi mümkün mü? Eğer öyleyse düşüncelerimizden sorumlu olmalı mıyız?

Evrende her şey her şeyle ilişkilidir ve evrende ne doluluk ne de boşluk diye bir şey yoktur.  Boşluk ya da doluluk şeklindeki tanımlar bize göredir. Boş dediğimiz alanlar, bizim görme yetimizin yetersizliğiyle ölçümleyemediğimiz ve buna bağlı olarak boş diye tarif ettiğimiz alanlardır. Oysa o boşluğu dolduran başka bir enerji türü vardır. Zaten adına enerji dediğimiz unsur, maddenin çok farklı varyasyonlarıdır. Mesela ışık da bir maddedir, hatta ruh dediğimiz şey de bir maddedir. Adını ister gli/gri madde diyelim, ister gluon, ister enerji alanı, ister ruh olarak tanımlayalım.

Her katman bir cevher ile kaplıdır. Ve her katmanla ilişki kurmamız, etkileşime geçmemiz mümkündür. Üst ve alt âlemler, boyutlar, şifreler, kodlar, formüller, frekanslar, titreşimler.. Hepsi içinde bulunduğumuz bu âlemdedir.

Bazı araştırmalara göre evrendeki tüm sistemleri organize eden görünmeyen bir alan vardır ve bu alan morfik alan olarak tanımlanır. Kelimenin Latincedeki kökü “morf”dur.  Anlamı; şekil demektir. Morfik alan, “şekillenmiş alan” anlamına gelmektedir. Kolektif bilinç alanı denilen, hatta ortak bilinç alanı şeklinde de tarif edilen alan, bu alanı işaret eder.

Bilim insanı Rupert Sheldrake’e  göre; evrende bir olay sürekli tekrarlandığında morfik bir alan oluşturur. Bu alanla kurulan rezonans, aynı durumun başka yerlerde tekrarlama olasılığını arttırır. Bizdeki hafıza gibi doğada da bir tür hafıza mevcuttur. Bu hafıza alanında insanların ortak bilgisi toplanmaktadır. İnsanlar bazı bilgileri, bu ortak alan bilgisiyle etkileşime geçerek elde ederler. İşte, birbirlerini hiç tanımayan insanların aynı frekansta olan varlıklarla mekân ve zaman farkına rağmen aralarında şuursal ilişki kurabilmelerini açıklayan bilimsel çalışmaya “morfik alan” ismi verilmiştir.

Şayet belli bir bilgiyi anlamak istiyorsak; titreşimimiz o boyuttaki bilgi ile rezonansa geçer ve o bilgi yanlış dahi olsa kendini doğrular.  Örneğin biz bir konuda ne düşünüyorsak o konuda bizim gibi düşünen ve bizim frekansımızın boyutundaki insanlarla karşılaşırız. Tam da bu noktada çekim yasası eşleştirerek morfik alanda devreyi tamamlar. Görüldüğü üzere bu oluşum sürecinde birçok irade devrede ve işlemektedir. Bunlar  kozmik irade, bireysel irade ve kolektif iradedir.

Rupert Sheldrake, deneyinde laboratuar ortamına bir labirent koyar. Farelerin bu labirentten nasıl geçeceklerini öğretir. Şehrin bir başka yerinde aynı farelerden olmasına rağmen onlara öğretmez. Ama bir süre sonra görür ki, o fareler de labirentten geçmesini öğrenmiştir. Yine Dr. Sheldrake, yapmış olduğu başka bir deneyinde; bir adada yaşayan maymunlara bir davranış biçimi öğretir. Başka bir adada yaşayan maymunların da o davranışı öğrendiklerini gözlemler. Örneğin bir maymuna patates soymayı öğretir,  diğer adadaki maymunlar da bunu yapmayı kendiliğinden öğrenmiştir.

Hepimizin morfik alanları var. Biz farkında olmasak da bu morfik alanlar birbiriyle ilişkiye giriyor. Yani düşünce, duygu, akıl, irade, eylem gibi tutum ve davranışlarımız bir tür form oluşturuyor. Bu form elle tutulmayan gözle görünmeyen ancak sonuçlarıyla tezahür eden bir sonuçla belirir. Buna bir tür frekansın özgün karakterinin yayılımı ve bunu yaratma biçimi de diyebiliriz.

 

Morfik alanlar bütün karmaşık düzeylerde, sistemleri kendi kendine organize eden alanlardır. Bilinçlerin, bedenlerin, kristallerin, bitkilerin, moleküllerin, yıldızların, galaksilerin organizasyonunun temelini oluşturan morfik alanlar, maddeye biçim vererek şeklini organize eden alanlardır.

Doğada, insanları birbirine bağlayan bir enerji ağı vardır. Tek bir kişinin başlattığı bir değişim dahi başka kişilere sirayet ederek insanlığı etkileyen ve değiştiren bir kuantum sıçraması gerçekleştirebilmektedir.

Morfik alan teorisi, uzun zamandan beri üzerinde düşündüğüm cinler, periler ve çeşitli zeki varlıklar ile nasıl ve neden ilişkiye geçeriz sorusuna da bir açıklama getiriyor. Eğer biz düşünce boyutundan bu varlıklar boyutuna kanalize olursak bunlarla etkileşime geçmemiz kaçınılmaz olur. Yani cinlerle temas kuran kişiler, ‘bana cin musallat oldu’ diyenler işte bu boyut kapsamındaki alanla etkileşime girdikleri içindir. Aynı şekilde şayet zeki varlıklarla, bilge varlıklarla ilişkiye geçersek bu alandaki varlıklarla temas yaşayabilir, bilgi alışverişinde bulunabiliriz. Bir de evrenin kendi frekans boyutu vardır ki bununla etkileşime girdiğimizde; bilginin aracısız, saf ve bütünüyle kozmik bir etkileşime geçmemiz mümkün olacaktır.

 

Bu düşük frekans alanlarından sıyrılıp yüksek enerji frekansıyla daha sağlıklı etkileşime geçmek nasıl mümkün olur?

Öncelikle bilinç ve şuur ilişkisinin sağlıklı kurulması için bedensel yüklerden arınmak gerek. Duyusal yüklerimiz bedenimizi sıkıştırır ve kütle etkisi yaparak bizi aşağı çeker. Bu aşağı iniş ruhu da aynı sıkışmışlıkla aşağıya çeker. Örneğin, denize girdiğinizde eğer yüzme bilmiyorsanız korku duyusu sizi etkisi altına alarak kasılmanıza sebep olur ve kütle yoğunluğunuz artar. O zaman dibe batmaya başlarsınız. Oysa yüzme refleksini kazandığınızda kendinizi rahat, gevşek bırakırsınız ve suyun kaldırma kuvveti devreye girerek sizi yukarıya kaldırır. İşte ruhsal yüceliş için dünyasal duyulardan, korkulardan, kaygılardan, bunların ağırlık yapan yüklerinden sıyrılmak, gereksiz fazlalıkları atmamız lazım. İşte o zaman etkileşim alanımız değişmeye başlar. Ve evrensel şuur alanı ile etkileşime gireriz. Yüksek şuurun bilgisi ile rezonansa geçmek öğrenmeden bilmenin kapılarını açar. Bilinç düzeyimiz boyutunda bir dünyayı nasıl var ettiğimizi, nasıl cüzi irade eşliğinde bir yaşam kader planı çizdiğimizi açık bir biçimde anlamlandırabilmekteyiz.

Anlıyoruz ki bu dünyaya gelme amacımız kendi evrensel gerçekliğimizle rezonansa girmeyi başarmak ve böylece ölümsüzlük denilen o şuurlu varlığın birliğine doğmaktır.

Nimet Erenler Gülkökü  -Pozitif Dergisi

16.09.2021

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir