fbpx

Gerçeğin Arayıcıları Azınlık Olur

Gerçeğin Arayıcıları Azınlık Olur

Gerçeğin Arayıcıları Azınlık Olur

EFENDİLER bizden, önce ruhumuzu terk etmemizi istediler! Şimdi ise; yapay çiplerle bedenlerimizi terk etmemizi istiyorlar..

Pozitif Dergisi | Özel Sayı

BİLGELER BUNA SESSİZ KALMAYACAKLAR!

Bir zamanlar doğaya yönelik yaşayan insan, evrenin ritmi ile uyumluyken koparılmak istendi.  Sezgileriyle, algılarıyla, duygularıyla, düşünceleriyle tamamıyla doğaya bağlı olan insan zihni “tek tanrılı din” diktasyonuyla doğadan sökülüp Efendiler’in kontrol ettiği bir sisteme bağlandı. İnanç, “din üzerinden” cennet- cehennem korkusuyla ödül ve ceza şeklinde yaptırımlarla uygulandı. İnancın içine kocaman kocaman yalanlar gizlendi. İstenilen emirlere uyulduğunda cennetin bütün nimetlerinden sonsuza dek faydalanacağı, bolluğun ve bereketin, mutluluğun ve hazzın olduğu bir dünya ile ödüllendirileceği vaat edildi. Beklenen itaati göstermeyenlerin ise Tanrı’nın gazabına uğrayacağı ateşlere atılacağı ve korkunç bir azap ile cezalandırılacağı söyleniyordu. Ve işte insan o zaman sadece ve sadece dünyayı yöneten efendilerin emrine bağlandı. Bütün bunlar kendilerinin seçtiği ve peygamberler olarak bildiğimiz kişiler üzerinden yapıldı. Onlara gelen vahiyler, aslında kendilerinin verdiği emirlerdi. Milattan hemen önce ve sonrası karanlık çağ başladı. Bu çağda bilginin taşıyıcıları, aktarıcıları ortadan yok oldu. Büyük İskenderiye Kütüphanesi yakıldı. Bazı bilgiler ise el altından kaçırılarak otoritenin himayesinde saklandı. Böylece insanların çoğu için gerçek bilgi daha da çok gizlendi ve saklandı! Halktan, halkın ulaşabileceği yerlerden uzaklaştırıldı. Bilgiler, yalnızca efendilerin ve efendilere hizmet eden din adamlarının ulaşabileceği yerlerde gizlendi.

Eski çağlarda insanlar beş duyusunun ötesindeki bir bilgiyle ilerliyordu. Yani telepati, telekinezi, duru görü,  medyomik ve sezgisel yetiler gibi yeteneklerini işletiyorlardı. Karanlık çağda bütün bu yetenekler, sahip olan insanlardan adeta sökülüp alındı. Yeteneklerini sürdürebilenler, cadılık ve büyücülükle suçlanarak tecrit edildi, iftiraya uğradı, şarlatanlıkla suçlandı, ateşlere atılarak diri diri yakıldı. Günümüzde bu sıra dışı yetisel bilgileri yalnızca filmlerde izlemekteyiz; sanki sadece bir fanteziymiş gibi.

İnsanlar Ruhlarını Çoktan Terk Etmişti

Modern Çağa geldiğimizde sanayi devrimi ile birlikte makinelerin insan gücünün yerini aldığında, bu kez de başka bir perdenin aralanması gerekiyordu. İşte bu dönemde insanlar, ruhundan uzaklaştırılarak yalnızca bilimin öngördüğü gerçeklere inanması istendi. Gözüyle görmediği, eliyle tutmadığı, tadamadığı, duyamadığı kısacası beş duyusu ile algılayamadığı şeylerin yalan olduğunu ve buna inanmaması gerektiği manipülasyonu yapılıyordu. İnsanlar, giderek hayatı sadece beş duyu üzerinden algılamaya ve tanımlamaya başladığında ruhlarını çoktan terk etmişlerdi. Giderek maddi bedenine hapsedilen insan, kendinde derin bir boşluk, yalnızlık ve korku yaşıyordu. Korktukça maddeye tutunuyor ve varlığını maddeyle açıklamaya çalışıyordu. Tüketiyor ve tükettikçe tükeniyordu. Ruhsal bunalımlar, hastalıklar, çaresizlik ve güvensizlik duygusu, doyumsuzluk ve sonu olmayan isteklerin esiri olmuştu.

Günümüzde Y Kuşağı

Günümüzde ‘Y’ kuşağı olarak sınıflandırdığımız yaş grubundaki çocuklar, ellerinde tabletlerle ve internet bağlantılı oyun siteleriyle büyüdüler. Ve onlar küçücük yaşta öyle bir sanal dünyanın içine hapsoldular ki, etraflarında olan bitenden habersiz, gerçek dünyadan kopuk ve o sanal dünyayı gerçeklik şeklinde algılayıp büyüdüler. Anne ve babaları ise ‘X’ kuşağına girmekteydiler. Ancak bu ‘X’ kuşağı kısmen de olsa interneti yirmili yaşlardan sonra tanıdılar. Onların hafızasında her iki bilgi de mevcuttu. Ve onlardan da büyük olan bir kuşak daha var ki, bunlar şu an atmış yaş ve üzeri olup internetten uzak, teknolojiye uyumsuz bir şekilde yaşamlarını sürdürüyorlar.

Efendiler Artık Bedenlerin Ötesinde Zihinleri Ele Geçirmeyi İstiyorlar!

Bireysel düşüncenin geçersiz olduğu; bilincin, zihnin tamamıyla kontrol edildiği bir çağa hazırlık yapıyorlar. 5G teknolojisiyle, çiplerle, yapay zekâlarla tek merkeze bağlanarak kontrol edilen bir tutsaklığı gönüllüce kabul etmemiz için büyük bir yalanla birçoğumuzu inandıracaklar.

Covid-19 bu sürecin önemli bir parçasıdır. Virüs, dünyanın pek çok yerinde etkisini sürdürmeye devam ediyor. Paranın, alışverişin, eğlencenin, statünün, makamın, dilin, dinin, kırsalın ya da sarayların hiçbir öneminin kalmadığı bir süreç yaşamaktayız. Her birimizin hayatını bir anda etkileyen bu sürecin ne kadar süreceği belli olmasa da, birtakım iddialara göre on sekiz ay süreceği belirtiliyor. İşimiz, sağlığımız, düzenimiz, rutinlerimiz, beklentilerimiz, hayallerimiz, hayata bakış amaçlarımız, duygularımız ve düşüncelerimiz bir anda değişti. Bu sürecin küresel ve ulusal etkilerini önümüzdeki zaman diliminde göreceğiz. Sürecin nedenleri ve sonuçları sosyolojik, psikolojik ve ekonomik açılardan ele alınabilir. Dünyanın kaynaklarının artan nüfus karşısında yetersiz kalması, küresel ısınma, kuraklık, ekolojik dengelerin bozulması yaşadığımız çağın en önemli sorunları arasındadır. Bazı tahminler dünya nüfusunun dengelenmesi için virüslere zaman zaman ihtiyaç duyulacağı şeklindedir! Zaten teknolojinin desteğiyle insan gücüne ihtiyaç daha da azalacaktır.

Dünyayı saran Covid-19 ülkemize de geldi..

Pandemi ilan edilen bu virüs, Çin’in Vuhan kentinde ortaya çıktı. Daha sonra Avrupa’ya Amerika’ya ve diğer ülkelere yayılmaya başladı. İçinde bulunduğumuz bugünlerde hepimiz evlerimizde karantinaya alındık. 10 Mart’ı 2020 tarihinde Sağlık Bakanımız Fahrettin Koca, ülkemizdeki ilk Covid-19 ölüm vakasını açıkladı. Sadece biz değil tüm dünyada 90’a yakın ülke şu an karantinaya alınmış durumda. İtalya,  Amerika, İspanya, Fransa, Çin gibi birçok ülkede Covid-19’dan yaşamını yitirenlerin sayısı 8 Nisan 2020 tarihi itibariyle 81.000 kişiye ulaşmıştı.

21.yüzyılda böyle bir virüsün çaresinin bulunamaması mümkün mü? Ayrıca Covid-19’un kendisi henüz ortada yokken, aynı isimle yayınlanan filmler, belgeseller, gücü elinde tutan dev şirketlerinin kurucuları ve bunların açıklamaları tesadüf olmasa gerek. Yani aslında sanki plan belliydi. Sadece bunun işletilmesi için düğmeye basıldı galiba. Zaten tamamen planlanan hedef, 2025 yılında teknolojik güç ile her şeyi kontrol etmekti. Öyle görünüyor ki bütün hazırlıklar; yenidünya düzeninde, yeni insan formunun ve yeni teknolojik çağın bir ön hazırlığıdır..

İnsana Yeni Bir “Biyonoral” Format Atılacak!

Bugünü anlamak için dinler tarihine, arkaik tarihe, tarihi eserlere, mitolojilere baktığımızda önemli değişimlerin izlerini görebiliyoruz. Tabletlerde; “Yarattım onu yarattım, kendi ellerimle yarattım!” diyen Sümer tanrıçası, insan üzerinden yaptıkları genetik müdahaleyi anlatıyordu. Dünya’ya hükmetmek isteyen tanrıların insanlara nasıl göründüklerini ve onlarla nasıl bir pazarlık ettiklerini kutsal metinlerde okuyoruz. Aslında bu mevzu; yüzleri dünyaya dönük, bilgiyi dünyasal güce yönelik kullanan tanrılarla, bilgiyi evrene yönelik işleten bilge tanrılar arasındaki seçimler, yönelimler ve tercihlerden ibarettir.

Eğer Tarihte Büyük Bir Değişim Yapmak İstiyorsanız En Etkili Yöntem Topluma Korku Salmaktır

Korkuturken öte yandan da, daha iyi bir gelecek sunma iddiasında bulunmaktır. Yani kurgu, cennet ve cehennem üzerinedir. Bir taraftan iyileştiren, ilerleten ve daha iyi olacağını vaat eden; diğer taraftan da yakıp yıkan, yok eden bir yaptırım. İşte bugün insanoğluna böyle bir değişim empoze edilmektedir! Ve Efendiler, büyük bir manipülasyon içinde süreci işletmektedirler. Zaman bunu kanıtlayacaktır!

En Büyük Yalan Gerçeğin İçine Saklınmış Yalandır

Tıpkı Covid-19 örneğindeki gibi..

Manipülasyon tekniklerini internet üzerinden aradığınızda karşınıza pek çok yöntem çıktığını göreceksiniz. Bu yöntemler aslında tarihin her döneminde, dinlerin yayıldığı, devletlerin kurulduğu dönemlerde de kullanılmış yöntemlerdir. Şimdi sizlere YouTube’da izlediğim Dr. Sedef Kabaş’ın TED konuşmalarındaki anlatısından esinlendiğim fakat kendi örneğim üzerinden manipülasyonun önemli aşamalarından bahsedeceğim. Ve hiç düşünmediğimiz bir görüşün, bir fikrin, bir ideolojinin bize nasıl adım adım giydirildiğini aktarmaya gayret edeceğim. En önemsediğim kısmı ise bu aşamaların bugünlerde yaşadığımız pandemi ve arkasında yatan gerçek nedeni anlamak ve ne kadar örtüştüğünün anlaşılmasını kolaylaştırmaktır.

Adım Adım Manipülasyon

Önce Tehlikeyi Ortadan Kaldır

Örneğin ortada bir insan zekâsı olsun, bir de yapay zekâ. Size deseler ki; “ Hangi zekâ daha üstündür?” Çoğunuz diyeceksiniz ki; “İnsan zekâsı daha üstündür. Çünkü yapay zekâyı yapan da bir insan zekâsıdır.” Ancak size deseler ki; “Evet, insan zekâsı iyidir, ama yapay zekâ da iyidir. Çok faydalıdır, işinizi kolaylaştırır.” dendiğinde siz; “Evet, aslında olabilir.” diyerek yapay zekânın sizin için tehlikeli olmadığını düşünmeye başlarsınız.

İkinci Aşama: Yeniden Tanımlama

İnsan zekâsı yavaş, uzun zaman isteyen, karmaşık duygu durumuyla bozulan, yanılma riski olan, büyük risk içerebilen, düşük performanslı ve görecedir. Yapay zekâ ise; kesin, hızlı, kolay, garantili sonuç içeren, güvenli ve en önemlisi de çok konforludur, şeklinde sözcüklerin anlamsal gücü kullanılır. Bir süre sonra insanlar düşünmeye başlar. Kim zoru, riski, belirsizliği ister ki! Elbette dünyada işimizi en kolaylaştıran şey en değerli olan şeydir. Kolay, hızlı, çok, en önemlisi de konforlu olan. Çünkü zaman içinde bu olgulara inandırıldık.

Üçüncü Aşama: Büyüt

İstediğin hedefe ulaşmak için bu hedefi her yerde büyüt. Bunu yaparken birçok yalana, hileye, stratejiye başvur. Kimileri buna karşı bir hamle yapabilir! Elindeki medyanın gücünü kullan. Kendi yalanını örtmek için onu yalanla. Komplo teorileri üretiyorlar de! Gerçek olanın üstünü ört ve gerçeği küçült. Hatta gerçeği apokrif say! (Doğruluğu kabul edilmeyen gerçekler.)

Şimdi bunu yine hedeflenen teknolojik devrimin amaçlandığı süreç üzerinden ilerletelim. Yapay zekâ teknolojisini geliştirdiler ve çok yakın bir zamanda bunu insanlara aplike etmek istiyorlar. Ancak insan doğanın bir parçacısıdır. Dolayısıyla doğasında olmayan bir şeyle kendi doğasına müdahale edilmesini kolayına kabul etmeyecektir. Kimse gidip de; ”Hadi ben geldim, şu çipi benim koluma, zihnime, bedenimin bir yerine tak!” demeyecektir. Ama siz bir virüs üzerinden insanlara ölüm korkusu yayarak ve bunu yaparken de, virüsten gerçekten ölenler üzerinden ilerlerseniz büyük bir yalanın içine gerçek karıştırmış olursunuz ki, bu da en tehlikeli yalandır. Çünkü yaşananlar içinde ölümler doğrudur. Hedeflenen ise o kocaman yalanı büyük bir ustalıkla gizlemektir. Amaç aslında insanları gönüllü olarak çip takmalarına yönelik doğal bir talep üretmektir. Bedenlere takılacak çipler sayesinde bu ve benzeri virüslerden korunması ayrıcalığı(!) pazarlanacaktır. Ancak oyun içinde oyun olduğunu da unutmamak gerekir. Çünkü bu sadece bir çip meselesi değildir. Bu; elitlerin, dev şirketlerin, otoritenin kontrolü ve teknolojik gücü elde tutmak istemesinin büyük bir parçasıdır.

Dördüncü Adım: Çoğalt

Her insana takılacak çip veya insansız araçlar (dronlar gibi), akıllı cihazlar ve yapay zekayı tercih eden insanlar ne kadar çoğalır, ne kadar yaygınlaşır ve ne kadar talep görerek normalleşirse o denli iyidir! Tercih edilen, ne kadar çok kişi tarafından benimsenirse o denli gerekendir! En çok tercih edilen en iyidir. O nedenle en çok okunan kitaplar, en çok izlenen filmler, markalaşmış firmalar, en çok oy alan parti en iyidir algısı vardır.

Beşinci Adım: İlişkilendir

Diyelim ki, bir hastalığın insan sağlığı üzerindeki ölüm tehlikesini ve bunun üzerine inşa edilen korkuyu ele alalım. Korkunun boyutunu kitlelere daha çok ulaştırmak için ünlü politikacılar, sanatçılar veya bilim adamlarıyla ilişkilendir. Mesela, Kraliçe Elizabeth koronaya yakalandı! Hatta prens Charles da koronaya yakalandı gibi.. Hastalıkla ilişkilendirmeler içeriğin boyutunu güçlendirir. Ve alınacak önlemin çok ciddi bir boyutta olduğunu düşündürür. Çünkü bu kadar imkânları olan, hizmetkârları, bakıcıları olan korunaklı kişiler dahi koronaya yakalanıyorsa sıradan biz insanlar kendilerini nasıl koruyabilirler? Dolayısıyla insanlar güçlü bir güven arayışına büyük ihtiyaç duyarlar. İşte o yüzden virüsten korunmak için çiplerin talebi için arz oluşturulmuş olur. Bazı ünlülerin bunu takarak korunduklarını söylediklerini de duyacağız pek yakında. Bill Gates'in birkaç yıl önce yaptığı TED konuşmalarında, insanların olası bir virüse karşı teknoloji üzerinden hazırlıklı olması gerektiğinden bahseder. Bill Gates, terapötik veya parçacıktan bahsederek , (Terapötik ; şifa verici, tedavi edici.) "Protein kenetli reseptör" den ve her insanın proteinlerine kenetlenecek reseptör geliştirildiğini söyler.

Şimdi “Bu da ne demek?" diyenler olabilir? İşte bu "Çip"tir.

Altıncı Adım: Hikâyeleştir

Hikâyenin gücünü kullan. Mesela geçmişte yaşanmış salgın hastalıkların neden olduğu binlerce, milyonlarca kişinin ölümüne sebep olmuş; verem, veba, kolera, çocuk felci, grip salgını gibi olaylardan bahset. Yani geçmişte yaşanmış salgın hastalıkların yarattığı olumsuzluğun, yıkıcılığın, trajedinin gücünü kullan. Hikâyenin sadece olumsuz gücünü değil olumlu gücünü de kullan!

Sonuçta bütün bu adımları tekrar et, tekrar et, tekrar et. Tehlikeyi ortadan kaldır, yeniden tanımla, büyüt, çoğalt, ilişkilendir, hikâyeleştir ve bütün bunları sürekli tekrar et. İşte bunlar bir toplumu yönetmenin manipülatif yöntemlerinden bazılarıdır. Geçmişte uygulandı, şimdi uygulanıyor, muhtemelen gelecekte de uygulanacaktır. Korkunun kökeni bilinmezliğe karşı oluşan içgüdüsel bir tepkidir. Ruhun ise böyle bir korkusu yoktur. Gözü doymaz bir avuç insan için bu denli bedel ödeniyor. Ama eğer dönüştürülürse, bu da insanı ruha yaklaştıran bir sınavdır.

Gerçeklik algılarımız doyumsuz, tatminsiz bir beklentiye bağlanmış. Dünyayı doyumsuz egolarıyla kirleten ve teknolojileriyle tanrılaşmak isteyenlerin bir oyunu. Öyleyse bu denli gelişmiş bir teknoloji neden "Covid-19”u çözmeye yetmiyor? Çözümleri var elbette.. Ama ölüm fikri üzerinden yeterince korkuyu salmak istiyorlar.. Çünkü asıl amaç teknolojiyi satmak! Satacak tek şey geriye bu kaldı. İnsanı teknoloji de kurtarmayacak. Ta ki, “insanlık” aranmıyorsa!

Bizi, ait olduğumuz doğadan koparan ve kendine köle eden "dinlerin kurucuları", yarattığınız canavar şimdi sizi de yutuyor!


Gerçeğin Arayıcıları Azınlık Olur

Kimileri korkunun esiri olacak ve her söyleneni kabul etmek zorunda kalacak. Yirmili yaştaki çocuklar mı? Onlar çevreyi, doğayı izleyerek büyümek yerine tabletlerle, internetle büyüdüler zaten. Yarı mekanik yarı insan olarak bu sürece oldukça hazır durumdalar. Biz ne dersek diyelim, söylemlerimiz tıpkı bizden önce yaşayan ve doğal yetilerini kullanan medyumların, geleceği gören ve düşüncenin gücünü kullanan insanların itibarsızlaştırmaları gibi bir süreç yaşayacaklar. Bizden sonraki jenerasyona, gerçek gücün insanın kendinde taşıdığı tanrısal töz olduğunu anlatmakta çok zorlanacağız. Ancak yine de aralarında bu bilgiyi hatırlayarak sıçramalar yapan insanlar olacaktır. Kim bilir belki de bu sanal gerçeklik insana tekâmülünde büyük bir sıçramayı ve büyük bir farkındalığı öğretecektir.

Şayet evrenin tanrısal titreşimlerine erişmek istiyorsak yapmamız gereken tek şey; gücümüzü evrensel sevgiden, bilgiden, cesaretten, erdemden almaktır..

Sosyolog - Zen Eğitmeni - Yazar
Nimet Erenler Gülkökü

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir